Archive for the ‘Tatil-T’ Category:
2012 Güneş Gözlüğü Modelleri Erkek ve Bayan
Kuşkusuz herkesin merak ettiği konulardan biri güneş gözlüklerinin şekli şemali nasıl olacak? sorusudur. İnternette yaptığım ufak bir araştırma sonucu sevgili blogseverle paylaşmak istediğim bir kaç fotoğraf buldum.
son fotodakini kullanacak adam tanımasam da belki bir robocop özentisi çıkar almak ister diye buraya ekledim.
NOT: Güneş gözlüğü bir aksesuar olmasından ziyade asıl görevi gözleri güneşi zararlı ışınlarından korumaktır, bu yüzden çakma diye tabir ettiğimiz gözlükleri kullanmamanızı öneririm ama orjinali de çok pahalı diyorsanız gidin göz doktoruna yalvar yakın alın reçeteli hem de ucuz olmuş olsun.
Antalya`nın Tarihçesi
Antalya adını kurucusu, Bergama Kralı II. Attalos’dan alır. Attalos’a atfen Attalia adını alan kente Türkler önce Adalya daha sonra da Antalya adını verirler.
Yapılan arkeolojik kazılarla Antalya ve bölgesinde günümüzde 50 bin yıl önce insanların yaşadığı kanıtlanmıştır. Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir.
M.Ö. 2000 yılından bu yana bölge, sırası ile Hitit, Pamphylia, Lykia, Kilikya gibi kent devletleri, Pers, İskender, Antigonos, Ptolemais, Selevko, Bergama Krallığı egemenliklerini tanımıştır. M.S. 7. yüzyıldan sonra bölge Selçuklular ile Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiş, 1207 yılında Selçukluların eline geçmiştir. Bunu Tekelioğulları, Osmanlılar, Karamanoğulları, sonra tekrar, Osmanlı egemenlikleri izlemiştir.
Antalya, antik bölgelerden Kilikya’nın batı kesimini, Pamfilya’nın güneydoğu ucunu ve doğu Likya’yı içine almaktadır. Antalya Türkiye’de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen illerimizden biridir.
Antalya’nın bilinen öyküsü Karain’le başlar. Antalya’ya 20 km. uzaklıkta ve Torosların Akdeniz’e bakan yamaçlarında yer alan mağara, 1946 yılından beri sürmekte olan araştırma ve kazılar, özellikle de 1990 yılından bu yana Prof. Dr. Işın Yalçınkaya’nın yaptığı kazılar sonrasında Antalya ilinde Paleolitik yerleşmenin varlığını ortaya çıkartmış ve bölgenin tarihini İ.Ö. 220 bin yılına kadar indirmiştir.
Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası Paleolitik ve Neolitik, Beldibi mağarası da Mezolitik çağdan veriler sunarken, Bademağacı Höyüğü’nde son kazılarda Cilalı taş çağı yerleşimlerine ve buluntuları ve yanısıra insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır, bunlara Karataş, Semahöyük’te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç Çağı bulguları da eklenince, bölgede Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı belirlenir.
Antalya Bölgesi’nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı. Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.
Konya’nın Yalburt’unda bir Hitit Hieroglafinde Patara’nın “Pataf” biçiminde geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor ki; Hititler, “Lukka Ülkesi” diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.
İ.Ö.14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları dönemlerdir. Anadolu’nün batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler olduğu halde, Antalya’ da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.
Hitit İmparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları, Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos’un idaresinde Pamfilya’ya geldikleri; Perge, Silyon, Aspendos ve Selge’yi kurdukları söylenmekle birlikte son bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu göstermektedir. Perge’nin Parha, Aspendos’un Estvedüs, Selge’nin Estlegiis, Silyon’un Selyuüs adlarından da bellidir bu.
Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı’ların kökenleri tartışılmakla birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini “Termili” olarak adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan başkası değildir.
Eskişehir Kütahya Turu
1.Gün; Cumartesi İstanbul – Eskişehir – Odunpazarı – Cam Müzesi- Kurşunlu Külliyesi – Altı Han ve Eskişehir Mevlevihanesi geziilerimizi tamamladıktan Porsuk Çayı kıyısında serbest zaman veriyoruz. Ardından otelimize yerleşiyoruz ve keyifli bir alşam yemeği yiyoruz.
2. Gün: Pazar Kütahya, Kütahya Kalesi, Germian Sokağı, Arkeoloji Müzesi, Alipaşa Camii, Aizoani Antik Kenti ve Zeus Tapınağı gezilerimiz sonrası dönğş yolculuğumuza hazırlanıyoruz. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul’a ulaşıp siz değerli konuklarımızı aldığımız noktalara bırakıp tekrar görüşmek üzere veda ediyoruz.
PİKNİK
Altı üstü yarım saatte kendi evinizde hazırlayabileceğiniz, hemen toparlanıp temizlenen tabaklar, açık havada börtü böceğin,hatta kene tehlikesiyle karşı karşıya olmak adına açıkhava güneş eşliğinde insanlar piknik yapma ihtiyacı duyar.
Haddinden fazla ekmek,haddinden fazla çekirdek,yemiş,normalde bir günde asla tüketilemeyecek kadar meyve ve sebze,normalde yine asla tüketemeyeceğin kadar da ne olur ne olmaz yanıma alayım kurabiyeleri,bisküvileri,gofretleri…
Sanki açlıktan ölünecekmiş gibi amann açık havada nasıl olsa herşey yenir düşüncesiyle gereksizde bir çok yiyecek alınır.Halbuki piknik sabahtan akşama kadar yapılır.
Yedek kıyafetler,terlikler,atletler,şapkalar,minderler,kilimler,toplar,bisikletler,örtüler,su bidonları,mangallar…. O mangalda pişirilecek etler,köfteler,patlıcanlar,domatesler,biberler,soğanlar.Sonra tabaklar,çay takımları,demlikler,piknik tüpleri.Bebek varsa onun beşiği,puseti,ekstra çantası.Radyolar,müzikçalarlar,okey takımları,hamaklar.Tüm bunları hazırlamak bile yorar insanı.Tabiki genelde bu malzemeleri kadın hazırlar.Pikniğe gidince kadınları dinlendirmek için erkek mangal işini üzerine alır.
Mangal yakan kişi kesinlikle erkek olur.Neden peki!!. Adettendir tabi ki. Birde Kadınların tek ana yemek yapmadığı yerdir piknik yeri. Ama kadınlar genede boş duramadıklarından pişen et, köftenin yanına salatayı yaparlar.Sofrayı hazırlamak ve toplamak da gene kadının işidir.
Pikniğe gidilen yerde malzemeleri açıp da bir bakarsın ki o kırın bayırın ortasında,ya maşayı,ya tuzu ya da en ama en önemlisi çayı almayı unutmuşsundur.(Ben de çaydanlığı unutmuştum):)
Eyvaaaah ki eyvah…
Dünyanın sonu gelmiş gibi panikler mangal sorumlusu ya da diğer piknikdaşların.
Tüm keyifleri kaçar,üstelik de seni suçlarlar.
Bir de piknik komşuluğu vardır ki pek bir imece usulu. Yandaki aileden kömür istemeler, onlara sabun vermeler, onların maşasını ödünç almalar,birbirlerine çocukların yaşını,cinsiyetini sormalar falan …
Ama gün ilerleyip de ortalık kalabalıklaşmaya başladıkça,sağın solun önün arkan sobelenemeyecek kadar tıkış tıkış aileler tarafından işgal edilmeye başlandıkça,az önce yardımlaştığın aile bile sana batmaya başlar.
Masa örtüleri vardır ama üzerine gazete de serilir. Masa örtüsü hava olsun diye ve etrafa temiz görünmek için serilir.
Erkeklerde beyaz atlet,şort,eşofman altı falan olmakla beraber,ayaklarda terlik en önemli aksesuarlardır.Terlik yoksa,arkasına basılmış ayakkabı da aynı işi görmektedir.
Piknik tüpünde kocaman çaydanlıkları kaynamaktadır.
Kesinlikle her sohbetlerini,konuşmalarını kavgalarını bile işitebilirsiniz çünkü seslerini etrafa duyurmaktan hiç çekinmezler.
Çocuklar ayrı bir kalabalık olduklarından,onlara ayrı bir yer kiliminde ekmek arası sofrası kurulur.
Erkekler doyunca biraz şekerleme yapar, kadınlar, çocuklar doyunca,hoplaya zıplaya yakartop oynarlar.Ya da istop bu grubun en eğlenceli sporsal aktivitesidir.
-Şu yandakilere de gıcık oldum ha,ha bire veledin topu bizim mangala gelip duruyor,kalkıp kesecem şimdi toplarını.
-Ay şunlarla fazla konuşup durmayın ya,baksanıza herif gözünü dikmiş buraya nasıl baka baka çekirdek çıtlıyor,sanki sinema seyrediyor gibi sözler pikniğin ilginç yanları tabi..
Ama tüm bu yorgunluklara rağmen açık hava da piknik yapmanın güzelliği bir ayrıdır. Doğayla başbaşa olmak şehir gürültüsünden bir gün olsun uzak kalmak gerçekten çok güzel.
Herkese eğlenceli piknikler diliyorum. Doğayla başbaşa kalma isteğinizi hiç bir zaman ertelemeyin.
Sevgililer gününe özel uludağ kayak turu
Sevgililer gününe özel uludağ kayak turu için rezervasyonlarımız başlamıştır. Anadolu yakası saat 05:00, 05:30 veya 06:00 size neresi yakınsa oradan Mojo Tur otobüslerine biniyorsunuz ve keyifli yolculuğıunuza başlıyorsunuz. Aracımızda ikram etiğimiz kahvaltının ardından bursada sıcak çaylarımızı içip dağa tırmanmaya başlıyoruz. Sonrasında sizin için ayrılan odanızda dinlenebilir veya keyifli bir öğlen yemeği yiyebilirsiniz. Arzunuza göre kayak keyfine de başlayabilirsiniz.Burada bu özel günün anlamını pekiştirecek, unutulmaz bir sevgililer günü yaşayacaksınız.Akşam yine keyifli bir dönüş yolculuğundan sonra sizi hafızanızda unutulmaz anılarla aldığımız noktalarda bırakıyoruz.




